Reklamlar

Ruşen Çakır: Ben 25 yıldır ekmeğimi sizden kazanan biriyim Ruşen Çakır: Ben 25 yıldır ekmeğimi sizden kazanan biriyim. Erbakan...

24 Nisan 2018
Reklamlar
Reklamlar

Ruşen Çakır: Ben 25 yıldır ekmeğimi sizden kazanan biriyim Ruşen Çakır: Ben 25 yıldır ekmeğimi sizden kazanan biriyim. Erbakan...

24 Nisan 2018
Mirgün Cabas: İyi akşamlar. Yazı İşleri Özel’e hoş geldiniz. Ruşen Çakır ile birlikte bu akşam Saadet Partisi Genel Merkezindeyiz. Biz Saadet Partisi Genel Merkezi’ne konuğuz, Sayın Necmettin Erbakan, Genel Başkan da bizim konuğumuz. Teşekkür ederiz davetimizi kabul ettiğiniz için.

Necmettin Erbakan: Sağ olun var olun, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Cabas: Uzun süre oldu son genel başkanlığınızdan bu yana, Refah partisinin genel başkanıydınız. Parti kapandı. Sonra kurulan iki partinin genel başkanlığından uzak kaldınız hem mahkûmiyet hem de siyasi yasağınız sebebiyle. Şimdi yaklaşık 2 ay önce Saadet Partisinin genel kurulunda yeniden genel başkanlığına geldiniz. Beşinci partinizmiş bana röportaj yapma fırsatı doğdu. Ruşen’in de durumu bundan farklı değil.

Ruşen Çakır: Ben 25 yıldır ekmeğimi sizden kazanan biriyim.

Erbakan: Estağfurullah, afiyet olsun, şifa olsun.

Çakır: İlk defa sizinle bir röportaj yapma imkânı bulduk, çok teşekkür ederiz. Şunu sormak istiyorum. En aktif olduğunuz dönemlerde dahi özellikle Refah partisi dönemlerinde bile ben çok denedim. Çok az konuşuyordunuz. Çok az çıkıyordunuz. Mecburi çıkışlarınız dışında, kameralar karşısında özel röportaj vermeyi pek sevmiyordunuz. Şimdi bir şey mi değişti? Yoksa…

Erbakan: Önce iki görevimi ifa etmek isterim. Birincisi NTV’ye teşekkürlerimi arz ediyorum. İnşallah milletimiz için faydalı bir yayın olur. Buna vesile oldunuz. Sizler buraya zahmet ettiniz geldiniz. Sizlere de teşekkürlerimiz arz ediyorum. İkincisi NTV’nin bütün seyircilerinin hepsini muhabbetle kucaklıyorum. Sevgiyle, saygıyla bağrıma basıyorum. Bu görevlerimi ifa ettikten sonra sualinize geleyim.

Milli Görüş, 1969’da başladı. Milli Görüş harekâtı rastgele bir parti kuruluşu demek değildir. Bizim taa asırlardan beri aslımızdan özümüze uzaklaşalım, Batı’lılaşalım cereyanları karşısında birçok insanlar “hayır” biz aslımıza dönersek büyürüz, kıymetleniriz, daha mesut oluruz fikrini ileri sürmüşlerdir. Ancak bu fikrin bir aksiyon bir hareket haline gelmesi Milli Görüş ile olmuştur. Bütün Milli Görüş diğer partilerden birisi değildir. Tarihin en büyük devletinin, milletinin aslına özüne, ruh köküne dönmesi olayıdır. Bu sebepten dolayıdır ki 1969’da başlayan hareket diğer partilerin kuruluşlarıyla mukayese edilemez.

Böyle bir hareket bütün insanlığın saadeti için yeni bir dünya kurma hareketi olduğu için dünyayı biz kendimize köle yapalım, esir yapalım diyen zihniyetin elbette kabul edebileceği bir hareket değildir. Bunda dolayı biz büyük bir hedefiz. Ve bizimle çok uğraşılmıştır. Bu uğraşmalar dolayısıyla da bizi beş defa partimizi yenilemek ihtiyacında kalmışızdır. İlk kurduğumuz parti Milli Nizam Partisi’dir. Önce bağımsız olarak hareket başladık 1969 yılında. Sonra hemen arkasından Milli Nizam Partisini kurduk. Nizam çok mühim şeydir, nizam düzen demek. Bizim en büyük noksanımız. Biz şimdi bugün bir düzen içinde yaşıyoruz fakat yaşadığımız düzenin ne olduğunu ne tanıyoruz ne düşünüyoruz. Bize düşündürtmeyenler var. Bizi bir köle gibi kullananlar var. Onlar düşündürtmüyorlar. Burada dikkati çekmek için Milli Nizam kelimesiyle işe başlamışızdır.

Cabas: Özür dilerim. Nizam’dan arayı biraz hızlı geçip Saadet’e gelebilir miyiz?

Erbakan: Arayı hızlı geçemeyiz çünkü arada çok önemli olaylar var.

Cabas: Süremizde kısıtlı. Acaba güncel gelişmelere gelip son genel başkanlığını yaptığınız Saadet’e gelebilir miyiz?

Erbakan: Güncel gelişmelerin temeli buraya dayanır. Bunları atlarsak ağacı köksüz bırakırsınız, dalları işe yaramaz. Şimdi Milli Nizam’ın arkasından bildiğiniz gibi Milli Selamet Partisinin kurduk. MSP’den sonra Refah Partisi kuruldu. Ondan sonra Fazilet Partisi ondan sonra Saadet Partisi kuruldu. Böylece 41 yıllık mazimizde 5 defa parti değiştirdik. Bu partilerin hepsinde bendeniz genel başkanlık yaptım, Fazilet partisi hariç. En son Saadet Partisinin genel başkanı seçilmek suretiyle 41 yıllık mücadeleyi sürdürmeye gayret ediyoruz. Bu mücadele Türkiye’nin ve insanlığın söylediğim gibi kurtuluş mücadelesidir. Rastgele bir parti kurmak, meclise girmek birtakım noktalarda etkili olmak maksadıyla ibaret, basit bir hareket değildi, asrın olayıdır. Anlayan ve idrak edenler için… İşte şimdi böyle bir mücadelenin içindeyiz. Ve de önemli bir çalışmanın en önemli noktasında bulunmaktayız.

Cabas: Bu yeniden genel başkan olmak, Saadet partisinin genel başkanı olmak çok tercih ettiğiniz bir şey miydi? Yoksa koşullar mı sizi o koltuğa oturmak zorunda bıraktı mücadeleye başladıktan 41 yıl sonra.

Erbakan: Bizim büyük istişare kurulumuz vardır. Partinin kurulduğu günden bugüne kadar bu davada çalışan arkadaşlarımız eski genel başkanlardan müteşekkil heyetimiz. Bu yüksek İstişare kurulumuzla oturduk, konuştuk. Bendeniz kendilerine hiçbir etki yapmadım.

Cenab-ı Hakkın takdirine bıraktım. Bir de baktım ki onlar ille de siz genel başkan olmanız lazım dediler, karar verdiler. Biz de vazife istenmez, verildiği zamanda vazifeden kaçılmaz. Ondan dolayı arkadaşlarımızın takdiriyle bu göreve tekrar gelmiş olduk.

Çakır: Ama siz zaten bu hareketin liderisiniz. Bu konuda hiç kimsenin itirazı yok.

Erbakan: Genel Başkanlık görevini üzerimize almak gibi mecburiyetimiz yok dediğiniz gibi. Biz bunun lideriyiz ama çalışmaları yürütmek sıkışık anlarda bazen kumandanlar idareyi doğrudan doğruya ellerine alırlar.

Çakır: Hocam kusura bakmayın ama. Arkadaşlarınızda alınmasınlar ama siz genel başkan olduktan sonra Saadet Partisinde hep siz varsınız. Yani tabi teşkilatınıza sahip çıkacaksınız, arkadaşlarınıza sahip çıkacaksınız. Kriz anından itibaren yani Numan Bey’in olayının başladığı andan itibaren hep siz öndesiniz. Tek başınıza taşıyor gibi bir görüntünüz var.

Erbakan: Siz herhalde bizim arkadaşlarımızı yakinen tanıma fırsatı bulamadınız. Bizimle uzun yıllardır çalışıyorsunuz ama… Mesela bir Mustafa Kamalak Bey Anayasa Profesörüdür. Anayasa mahkemesinden 50 tane kanun geri döndürmüştür. Böyle bir insanı siz nasıl yok sayabilirsiniz.

Çakır: Estağfurullah. İnsanlar yaşınızdan dolayı… Size de söyleyenler olmuştur. Yani siz daha böyle bir kenarda dursanız ve diğer insanlar çok daha fazla önde olsa siz yön verseniz sadece…

Erbakan: Siz bu davaya inanmışsanız kenarda durmak nasıl olur. Herkes namaz kılacak siz seyredeceksiniz. Öyle mi? Böyle şey olur mu? Bizim yaptığımız iş cihad. Cihad bir insanlık vazifesidir. İbadetlerin en büyüğüdür. Bu yaşla başla değil. Eyüp Sultan Hazretleri 96 yaşında İstanbul’a geldi. 6 oğluyla beraber İstanbul’da ricaat etti. Ve şehit oldu. Ki Eyüp Sultan hazretleri Medine’den ilk gelip biat eden ilk Müslüman’dır. İslam’ın ilk kurulduğu yıllarda peygamber efendimizin devesi onun evinde çöktü. Asr-ı Saadette bütün muharebelerde İslam’ın bayrağını taşıdı. Bu sevaplardan bir tanesi bir insana nasip olsa on bin kişiye şefaat etmek hakkı kazandırır. Bütün bunlara sahip olduğu halde evlatları kendilerine biraz önce buyurduğunuz gibi “babacığım siz bu kadar sevaplar kazandırdınız, şu İstanbul’un fethine iştirak etmeyin, oturun dua edin Medine’de. Altı oğlunuz var biz gidiyoruz sizin yerinize dedikleri zaman onlara parmağıyla Ayet-i Kerime’yi gösterdi. Sefere çıktığınız zaman hafifleriniz ve ağırlarınız ile çıkın buyurur Cenab-ı Hakk. Hafifler gençler, ağırlar yaşlılardır. Cenab-ı Hakk böyle buyururken ben nasıl burada otururum dedi, geldi.

Ve bütün gençlerden daha fazla kahramanlık gösterdi surların önünde, Bizans’ın oklarına ve Rum ateşlerine karşı herkesten fazla atıldı. Genç kumandan kendisini geri durdurmak için sen/siz kendini tehlikeye atmayın zayitini okumadın mı demek suretiyle biraz onu geri tutmak istedi. Fakat ona o silahların altında ders verdi. “Evladım sen kaç yaşındasın bakayım?” dedi. Şu kadar” Gördüğü (anlaşılamadı) ... Doğmamıştın. Bile (anlaşılamadı) dizinin dibindeydik. Bir muharebeden gelmiştik, zırhlarımızı soyunmadan ikinci muharebeye... Bir grup (anlaşılamadı) zırhlarımızı görüyorsunuz. Zırhlarımızı soyunmadan ikinci bir muharebe isterseniz baş üstüne. Bakın şu hurmaları görüyor musunuz? Biz bunların uzmanıyız. Eğer şu mevsimin, şu on beş gününde bu hurmaların altını havalandırıp, yapraklarını budamazsan dönüşümüzde meyve vermezler. Bizim bildiğimiz budur. Buna rağmen sefere şimdi çıkalım diyorsanız baş üstüne. On beş gün sonra çıkalım derseniz yine emir sizindir, baş üstüne. Biz sadece bilgimiz arz etmeye geldik. Sefere şimdi mi on beş gün sonra mı çıkalım dedikleri sırada bu Ayet-i Kerime’nin nazil olduğu sırada Cenab-ı Hakk buyuruyor ki: “Ey Müslümanlar, toprağın altının havalandıracağız. Yapraklarını budayacağız gibi bir takım bahanelerle cihattan geri durmak suretiyle kendiniz tehlikeye atmayınız dersini verdi kumandana. Onun için benim burada vücaat etmem değil, aslında senin söylediğin gibi korkup ta geride durmam kendimi tehlikeye atmaktır.

Çakır: Ama efendim Türkiye’de siyaset yağmayı o dönemde tasvir ettiğiniz muharebelerle, İslam adına din adına yapılan savaşlarla bir mi tutuyorsunuz?

Erbakan: Evet bir tutuyorum. Çünkü bu iş niyet meselesidir. O savaşların hepsi insanlığa saadet getirmek için yapılmıştır. Adı cihaddır. Cihad demek, kelimelerime dikkat buyurun. Bütün insanların saadeti için yeryüzünde hak ve adaletin hâkim olması bakımından disiplinli bir toplum olması açısından bütün gücüyle çalışmak demektir. O gün onlar o çalışmaları yapıyorlardı. Bugünde bu çalışma bu şekilde yapılıyor. Bu aynı çalışmadır. Bütün insanlığın saadeti için yapılmaktadır. Ve yeryüzüne hak ve adaletin hâkim olası için yapılmaktadır. Bu aynen namaz kılmak gibi Müslüman için bir vecibedir. Bunun yaşı başı olmaz. Hepimizin gücü yettiği kadar, takatimizin sonuna kadar bu çalışmayı yapmak mecburiyetindeyiz.

Cabas: Peki bu çalışmayı yaparken etrafınızda rakipleriniz değişti. Yani siz ilk döneminizde Demirel, Ecevit, Türkeş gibi isimler vardı ve bunlarla mücadele ediyordunuz. Şimdi onların hepsi, bir kısmı vefat etti. Demirel kenara çekildi. Siz şimdi kendi öğrencilerinizle kendinizden daha genç kuşaklara özellikle de öğrencilerinizle mücadele ediyorsunuz. Biraz nasıl hissediyorsunuz, yalnızlık hissediyor musunuz? Farklı bir durum var mı?

Erbakan: Hiçbir farklı durum yok. Biz baştan beri mücadele hak ve batıl mücadelesidir. Biz Allaha şükürler olsun. Hakk yolunda yürümeye gayret ediyoruz. Söylemiş olduğunuz isimlerin hepsi benim arkadaşlarımdır, sevdiğim insanlardır, dostlardır. Şahıslarına her zaman saygı duyarım, severim. Ancak düşünceleri yanlıştır. Ve bilmeden kendileri dünyaya hâkim olacağız diyen Siyonizm alet olmaktadırlar. Onun için şahıslar değişiyor ama zihniyet değişmiyor. Bu sebepten dolayı mücadele Hakk ile batıl arasındadır. Şimdi bizim Milli Görüş hareketi başladığı zaman milletimiz aslına dönmeye başladı, özünü aramaya başladı, kimliğini aramaya başladı. Kendi medeniyetini ister olmaya başladı. Biz bir römorkör gibi milleti aslına çektik. Milli Görüş hareketi çok büyük hizmet etmiştir millete. Bu aslına çektiğimiz içindir ki dünya Siyonizm’i, ırkçı emperyalizm dünyaya ben efendi olacağım hepiniz benim kölem olacaksınız ben İsrail’i kuracağım onun emniyeti için Türkiye’de bağımsız bir devlet olması lazımdır inancında olanlar Türkiye’yi kendi kontrolünde tutmak için yıllardan beri çalışmışlardır. Ve çeşitli insanları önümüze koymuşlardır. Onlar koyuyorlar. Size bir kelimeyi hatırlatmak isterim. Bu kelime “diktatur” demek diktaturluk rejimini adı demektir Latince. Diktatör baskı yapan adam. Diktatur diktatörlük rejimi. Demokrasi halkın kendi kendini idaresi. Diktatur halkın idareye alet edilmesi. Siyonizm’in ırkçı emperyalizmin 350 seneden geliştirmiş olduğu; 350 nereden çıkıyor? İkinci Viyana kuşatmasından sonra Avrupa Siyonizm’in eline geçmiştir. O vakte kadar İslam’ın elindeydi. Dünya saadet dünyasında yaşıyordu. İkinci Viyana kuşatması hedefine ulaşmayınca Avrupa bu sefer Siyonizm’in eline geçmişti. 350 senedir çalıştı. Ben dünyanın efendisi olacağım. Ve Kabala ’da, Tevrat’ın tahrip edilerek alınmış olduğu Kabala adlı kitapta yazan dört tane Amentü maddelerini tahakkuk ettirmek için 350 sene gece gündüz çalıştılar. Bu dört tane madde nedir, bunları bilmeden hiçbir şey anlamak mümkün değildir. Bu maddelerden birincisi şudur: Ey ben İsrail. Kabala 5767 sene evvel Mısır’da Firavunların zulüm yaptıkları zamanda yaşamış olan bir Ben-i İsrail mensubu Ben-İsraillilere zulüm yapılırken onlara cesaret vermek için bu kitabı yazmış. Diyor ki 1.Siz Cenab-ı hakkın asıl kullarısınız, yeryüzünün efendisisiniz. Diğerlerinin ilahısınız. Diğer ırklar maymun olarak yaratıldı, sizlere hizmet etmek için sonradan insana dönüştüler. 2.Amentülerini söylüyorum şimdi. Bu yeryüzünün efendisi oluşları yeryüzünün kölesi oluşları gerçeği nazariyata kalmayacak fiilen tahakkuk edecek.

3.Siz dünyanın efendisi olup onların sizin kölesi olup telakkuk etmesi için üç tane hizmet yapacaksınız Bulundukları ülkelerde bozgunculuk çıkarttıkları için başka ülkelere sürgüne gönderilmiş olan Ben-i İsrail’i Filistin’de toplayacaksınız, bu bir. Büyük İsrail’i kuracaksınız. Fırat’la Nil arasındaki bütün topraklar. Bizim Güneydoğu Anadolu’muz. Kıbrıs. Allah korusun Medine-i Münevvere bile dâhil. Bunları intibak etmek üzere Büyük İsrail’i kuracaksınız. Ve bugünkü İsrail’in emniyetini temin edeceksiniz. Bunu temin etmek için Fas’tan Endonezya’ya kadar 19 ülkenin idaresi sizde olacak. Kim söylüyorsa bunları Kabala söylüyor taa o zaman.

Çakır: Şöyle bir şey yok mu? Bugün iktidar Adalet ve Kalınma Partisi iktidarı özellikle son dönemde gerek İsrail’le gerek Amerika’daki Musevi lobileriyle çok ciddi bir biçimde bir sorun yaşıyor, krizler yaşanıyor. Türkiye-İsrail ilişkileri geleneksel olarak iyi gider ama son dönemde bu ilişkinin sorunlu olduğu ve krizden geçtiği söyleniyor. Gülümsüyorsunuz, inanmıyor musunuz?

Erbakan: İnanmıyorum Ve sizin uzun bir eğitime ihtiyacınız olduğu düşünüyorum. Sizin Milli Görüş eğitimine ihtiyacınız var. Ve şu anda başladı.

Çakır: Mavi Marmara olayı. Buna gösterilen tepkiler. Bunlar aldatmaca mı?

Erbakan: Söyleyeceğim söz dikkat edin. Siyonizm ırkçı emperyalizm. Demin söyledin Amentüsü dört maddedir. Dünyanın efendisi oluşumuz nazariyata kalmayacak gerçekleşecek. Onun için yükseğe yapacağız. Onun için 3 şey yapacağız. Bütün Ben-i İsrail’i Filistin’e toplayacağız. Büyük İsrail’i kuracağız. Emniyetini temin edeceğiz. Süleyman Mabedini, Mescid-i Aksa’yı yıkıp yeniden yapacağız. Bunları yaptık mı, bizim Mesih’imiz İsa aleyhisselam değil. Yeryüzüne gelecek tahta oturacak ve bizim ebedi dünya hâkimiyetimizi perçinleyecek böylece yaradılış gayesine ulaşılacak. Bunların dini bu. Kim bu Ben-i İsrail, Siyonizm dediğimiz budur. Kabala. Tevrat Kalaba’ya göre tahrif edilmiştir. Bugünkü Tevrat’ın için ne cümlesi var biliyor musunuz? Ey ben-i İsrail siz öyle yüce bir kavimsiniz ki, Allah’ı bile yendiniz. Ne diyorum duyuyor musunuz? İlahi bir kitapta böyle bir cümle olur mu? Bunu Kabala niye yazmış. Firavun ben İlahım diyordu. Siz Allah’ı bile yendiniz bu Firavun’ un dediklerine bakmayın. Sağlam durun kendinizi koruyun diye Ben-i İsrail’e cesaret vermek için yazmış. Bu cümleler gelmiş bugün Tevrat’ın içerisine girmiş. Tevrat böylece tahrif edilmiş Tevrat’ın aslı orta yerde yok. Bu inançtaki insanlar o kadar tecrübe sahibiler ki 5767 seneden beri bak söyleyeceğim söze bırakın, dikkatle bakın “Kim ben mi? Ben hiç İsrail’e hizmet eder miyim yahu? Şarkısını söyleyerek İsrail ordusunda talim yaptırır. Neye alet olduğunuzu bilmezsiniz.

O bilir ve sizi kullanır. Şimdi bugün ü AKP’yi teşkil eden kuran kurduran kendi planları için bütün bu gördüğümüz senaryoları tanzim eden Siyonizm’dir. Bunlar iyi niyetli evlatlarımızdır, bunlar benim talebelerim. Kendilerine sevgi ve şefkat beslerim. Ve kendilerine bu şefkatle her zaman hatırlatıyorum fakat onlar biz biliriz iddiasındalar.

Çakır: Ama kullanılıyorlar diyorsunuz

Erbakan: Hâlbuki kullanılıyorlar. Ve bu senaryoların hepsi Ben-i İsrail tarafında yapılıyor. Siyonistler tarafından yapılıyor.

Çakır: Bu son olay da böyle mi?

Erbakan: Bu son olay da öyle. Bakın seçim geliyor. Millet aslına dönüyor ve Saadet Partisine kayıyor. Ya Saadet Partisi iktidara gelirse bizim 20. Haçlı Seferimiz ne olacak? Bütün her şeyimiz durur. Öyleyse bundan dolayı bütün tedbirlerimizi alalım. Şimdi işin.. Sırasız konuşursak karışır. Bir kaç cümleyle aradaki boşlukları doldurmam lazım. Bakınız 1990 yılına kadar Soğuk Harp devam etti. Soğuk harp bittiği zaman İskoçya’da bir NATO toplantısı yapıldı. Bu NATO toplantısında Margaret Thatcher ne dedi? Biz NATO’yu Rusya’ya karşı kurmuştuk. Rusya yıkıldı. Ne yapacağız NATO ile devam mı edeceğiz? Düşmansız ideoloji yaşamaz, gelişemez. Bizim mutlaka bir düşmanımız olması lazım. Bugüne kadar düşmanımız Sovyetlerdi. Şimdi Sovyetler dağıldı, yeni bir düşmanımız olması lazım. Bunu ihdas etmemize gerek yok, zaten var o da İslam’dır. Bu sözler üzerine Amerika’da NATO’nun düşman işaretleri kırmızı yerine yeşile döndürüldü. Ve NATO manevralarında düşman şehirlerinin isimleri Müslüman şehirlerinin isimleriyle değiştirildi. 1990 yirmi senedir artık bu sefer 19 Haçlı Seferine Müslümanlar, Türkler müsaade etmedi. Büyük İsrail’i kuramadık ama hepsi İsrail’i kurmak için yapılmıştı ama şimdi bu yirminci Haçlı Seferinde mutlaka İsrail’i kuracağız kararıyla çalışıyorlar.

Çakır: Peki hocam şimdi tekrar aynı şeyi soracağım. Son AKP ile İsrail arasında yaşanan sertlikler, gerginlikler…

Erbakan: Hepsi İsrail2in senaryosudur. AKP’yi işbaşına getirdiği zaman AKP’ye bana bak sakın beni aldatıp şeriat getirmeye kalkma sonra sana hesap sorarım ha diye AKP’yi azarlayıp duruyordu. İmam Hatip’ten bahsetmeyeceksin, tesettürden bahsetmeyeceksin diyordu fakat Türkiye Milli Görüş çalışmalarıyla aslına dönünce bu sefer AKP’nin milletten oy alabilmesi için maneviyata hizmet eden bir parti gibi gözükmesi lazım. Başta AKP’ye rötuş yapmaya tolerans vermeye, bana çat diyor neye camiye giden Hüsnü Bey Saadet partisine oy vermesin. Bunlarda maneviyata hizmet ediyor diye AKP’ye hizmet etsin, oy versin. Bende AKP’ye istediğim Büyük İsrail’i kurma planımı adım adım kabul ettireyim.

Böyle bir senaryo böyle bir rejisör ile karşı karşıyayız. Burada AKP’nin kendisi su üzerinde sürüklenen bir yapraktan ibaret. Ne yaptığını bilmiyor. Bilerek Türkiye’ye kötülük yapmaz. Bunlar benim evlatlarım. Fakat bilmeden İsrail’e alet oluyor. Ve bu şekildeki bir muamele ile de sırf AKP’ye oy verilsin diye seçim yatırımı için bütün bunları yapıyor. “van minüt” de diyor. Bana çat diyor. Bunların hepsini o talimat veriyor. Suriye ile diyor vizeleri kaldır. Müslümanlar ülkelerle ilişkileri geliştiriyor gibi gözükmen için. Ticari münasebeti artır. Kim bu senaryoları yazıp koyuyor? Dünya Siyonizm, ırkçı emperyalizm.

Cabas: Siz 28 Şubat’ında Siyonizm’in eseri olduğunu söylüyorsunuz.

Erbakan: Ben söylemiyorum, elimdeki vesikalar söylüyor.

Cabas: Bir de devamı var sormak istediğim şeyin. O dönem MGK’da çıkan kararlar neticesinde bu süreç başladı. Bugüne gelindiği zaman AKP’nin askerler ile olan ilişkisi sizin döneminizinkinden bir hayli farklı. Asker-sivil ilişkileri değişti. Siviller öne çıktı, asker geri gitti. Sizin ilişkileriniz farklıydı. Hükümeti bu açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erbakan: Aynı mesele. Rejisör kim? Siyonizm. Siyonizm böyle istediği için böyle tanzim ediyor. Askerlerin içerisinde Amerikan düşmanı varsa bunları temizliyor. Rejisör kendi oyununu oynuyor. Siz dünyaya başka gözlükle bakıyorsunuz. Gerçek gözlükle baktığınız zaman bir de bakacaksınız ki ooooo meseleler bambaşkaymış.

Çakır: Ergenekon soruşturması sizin gözlüğünüzle bakıldığında nasıl görünüyor?

Erbakan: Ergenekon soruşturması teferruatını bilmediğim için..

Çakır: Ana hatlarıyla...

Erbakan: Baktığımda bir şey söylemem mümkün değil. Fakat genel olarak bildiğim şudur ki AKP’yi iş başında tutmak Siyonizm’in 20. Haçlı Seferini hedefine ulaştırmak için ana vazifesidir. Bunu tutmak için AKP’de maneviyata hizmet ediyor diye maneviyatçı insanların oylarının AKP’ye gitmesine hizmet ediyor. AKP ile askerin arasının çok iyi olduğunu göstermesi lazım. İşine geldiği için böyle gösteriyor. Bunların rejisörü var. Roosevelt’in meşhur bir sözü var. Siyasi bir hayatta bir şey olmuşsa bilin ki bunu bir yapan vardır diyor. Kendi onlardan biridir çünkü.

Cabas: Çok da iyi değil aslında asker sivil ilişkileri. Yani o gün sizden beklenen şeyi onlar şimdi bugün yapıyorlar. Askerlere bazı konularda geri adım attırıyorlar. Sivilleri öne çıkartıyorlar. Sizin yapmadığınız için suçlandığınız şeyleri yapıyorlar. Askeri demokratik yaşam içinde yerinde oturtuyorlar.

Erbakan: Hiçbir şey yaptıkları yok. Sadece seyrediyorlar. Yapan başkası. Deminden beri size bunu anlatmak istiyorum. Bu işlerin sahibi var. Rejisörü var. O rejisör böyle arzu ettiği için size söylediğim sebeplerden dolayı. Siz 28 Şubat’la başladı dediniz, başlangıcı 28 Şubat değil. 28 Şubat bir tatbikattır. 1990’da NATO toplantısı yapıldığı zaman NATO’yu İslam’a karşı kullanacağız kararıyla beraber 20. haçlı seferi başlamış oldu.

Gittiler Irak’ı bilmem nereleri muharebelerle İran-Irak savaşlarıyla Büyük İsrail’e hazırlık yapmaya kalktılar. Bu hazırlıkları yaparken önlerine savaşlar çok pahalı çıktı.Bir de baktılar ki yahu biz Büyük İsrail’i kuracağız ama burada bir Refah partisi var. Bu varken biz bu hayalleri gerçekleştiremeyiz. Ne olacak bu refah Partisi meselesi halletmemiz lazım nasıl halledilecek. Dünyayı 300’ler Meclisi yönetir. Sizin haberiniz var mı bu meclisten?

Cabas: Sizin röportajlarınız vesilesiyle oluyor çünkü siz sürekli anıyorsunuz.

Erbakan: Ne güzel biliyorsunuz. Milli Görüş dersinde biraz ilerlemişsiniz. Büyük hizmet yapmış olduk. 300’ler meclisi dünyanın en zengin 300 tane adamı. Her gün internetle, internetten şifreyle konferans yapıyor. Tayyip’i tutalım mı tutmayalım mı? Afganistan’da Karzai’yi tutalım mı tutmayalım mı? Pakistan’da kimi iş başına getirelim? Bunlara 300’ler Meclis’i karar verir. Bu 300’ler Meclis’i Refah meselesini halledeceksiniz dedi. Bunların think tank müesseseleri var. Bunların çeşitli kuruluşları var. Demokratur yani halkı idareye alet etmek için geliştirilmiş sistemleri ve hazırlanmış uygulayıcı orduları var. Siz dünyanın kapağını kaldırdığınız zaman altında ooo bunlar 300 küsur senedir ne hazırlığı yapmış diye hayret eder kalırsınız.

Çakır: Peki bu arada İran’ı nasıl görüyorsunuz? İran bu konunun dışında mı?

Cabas: Ruşen istersen burada bir reklam arası verelim. Reklamdan sonra alalım cevabını...

Cabas: Saadet Partisi Genel merkezinde Sayın Necmettin Erbakan ile röportajımız devam ediyor. Ruşen sen reklam arasından önce konuyu İsrail’den çıkarıp İran’a sokmak için hamle yapmıştın.

Çakır: İstersen o konuyu bırakalım. Şimdi Türkiye’yi kaç yıldır 8 yıldır sizin talebeleriniz yönetiyor.

Erbakan: Evet

Çakır: Abdullah Gül biliyoruz, hatırlıyorum. Size çok yakın bir isim talebeniz.

Erbakan: Evladımız

Çakır: Siz onu erken yaşta milletvekili oldu, sonra parti yönetimine girdi, bakan oldu. Bir süredir 2007 beri Cumhurbaşkanı, eşiyle beraber. Tayyip Erdoğan sizin il başkanınızdı, daha önce gençlik kollarındaydı. Daha sonra belediye başkanı oldu. Bütün bunların hepsi sizin..

Erbakan: Evlatlarımız

Çakır: Biliyorum ama bütün bu süreçleri sizin denetiminizde yaşadılar. Siz önlerini açtınız. Şimdi şu oldu bu oldu bir şekilde yollarınız ayrıldı. Ama siz deminde söylediniz ki kullanılıyorlar dediniz. Ama bir taraftan onlara karşı şefkatli olduğunuzu söylediniz. Onlar sizin hakkınızda ne düşünüyorlar olabilir?

Erbakan: onlar benim hakkımda aynı şeyi düşünüyorlar. Her gördükleri zaman “Hocam size hürmetimiz sonsuzdur” diyorlar. Ve bizim faaliyetlerimizi ve fikirlerimizi her zaman takdir ediyorlar.

Çakır: Ama rakipsiniz bir taraftan da. Cumhurbaşkanı olmasa bile Başbakan’a...

Erbakan: Şimdi deminde söylediğin gibi o makama gelmek için bir pazarlık yapmak gerekiyor idi. O makama gelirken geldiler. Bu aramızdaki sevgiye, muhabbete halel getirmez.

Cabas: Görüşüyor musunuz? Tesadüf ettiniz mi?

Erbakan: Evet bilhassa bayramlarda, kandil günlerinde, daima birbirimizi tebrik ederiz. Aramızdaki sevgi, muhabbet devam etmektedir. Hadise şuradan ileri geliyor. Şimdi bunlar benim bakanım. İş başına geldiler. Kendilerine tavsiyelerde bulundum, iş başına getirildiler.Daha doğrusu Kendilerine söyledim, bak şöyle ya da böyle başa getirildiniz. Büyük İsrail’i kurabilmek için Refah Partisini uzaklaştırmak. Bu yetmez içeriden bölmek lazımdı. Dünya Siyonizm’i kendi planını uyguladı, bunları gerçekleştirdi. Sizi bu araya getirdi. Şimdi size bir ağabeyiniz olarak şefkatle tavsiyede bulunmak istiyorum. Bunun 50 milyarı hakiki geliriniz. Buna 100 milyar ilave etmeniz lazım. Ama vergiyle, faizle, zamla değil. Bizim daha önceki hükümetle yaptığımız gibi değil bunları milli kaynaklardan getireceksiniz. Havuz sistemiyle, kaynak metotlarıyla ülkenin kuruluşlarını kara geçirmek suretiyle, borçla değil. Eğer borç yoluna saparsanız bu işin kolay yoludur. Siyonistler siz kolayca borç verir. 5 sene sonra borcunuz 500 milyar dolara çıkar. Altından kalkamazsınız.

Çakır: Bunları yüzlerine mi söylüyorsunuz yoksa dolaylı mı söylediniz?

Erbakan: Televizyondan bildirdim. Bunların kayıtları vardır. Bu şekilde hareket etmeniz lazım, sakın ha faiz yoluna sapmayın, borç yoluna sapmayın diye çeşitli nasihatler yaptım. Fakat başkalarının kontrolünde oldukları için onlar tarafından yapılmış olan programa göre hareket ettikleri için ne oldu gördünüz 8 sene esnasında.

Cabas: İyi yaptıkları hiçbir şey oldu mu arada?

Erbakan: Herkesin tabi yaptıkları şeyler vardır. Ama toplam nedir bütün mesele buradadır. Toplama baktığınız zaman şu gerçeği görmeniz lazım. Toplamın ne olduğunu tanımak için ben bu fotoğrafa bakıyorum ne bu Allah aşkına burada bir fotoğraf var. Fotoğrafın ne olduğunu bilmeniz için oradaki o fotoğraftaki olayı, hadiseyi, mahlûku tanımanız lazım. Bu fotoğrafın bu 8 senelik uygulamanın adına “Hayim Nahum” uygulaması denir. Ne demek “Hayim Nahum” ? Şimdi bir derece daha burada yeni bir etüt yapmanız lazım “diploma” almak için... 5 sene Cihan Harbi yapıldı. Ne için Büyük İsrail’i kurmak için. 5 sene sonra Büyük İsrail’i kurmak için Anadolu’yu işgal edeceğiz dediler. Edemediler. Neden? Bir Sütçü İmam çıktı. Bir Hasan Basri Çantay çıktı. Millet direndi. Top yekûn bütün cephelerde muhabere etti bu millet. Milli bir savaş yaptı. Bir 5 sene bunlara bu vatan topraklarını vermedi. Oldu 10 sene. Muharebe’ den bıktılar. Dediler ki barış yapalım. Nasıl bir barış yapalım. Biz Sevr’de Suriye’yi Fransızlara vermiştik. Irak’ı İngilizlere vermiştik. Türkiye’yi de İngilizlere verelim. Emrimizin altında tutalım. Çünkü Büyük İsrail için Türkiye’nin mutlaka kontrol altında tutulması lazım. Böylece bir barış yapalım yeter artık çünkü yeteri miktarda harp ettik. Böyle bir maksatla masaya oturdular. Fakat Türk tarafı hiçbir zaman İngiliz vesayetini kabul etmeyiz biz bağımsız devlet olacağız. Biz bunu kabul edemeyiz dediler ve Lozan’da görüşmeler kesildi. Bunun üzerine İnönü ne yaptı? Mısır Hahamı Hayim Nahum’u çağırdı.

Dedi ki Hayim Nahum, senin tanıdıkların vardır, alaka kurabilirsin. Şu kesilmiş olan Lozan’ı tekrar başlat. Hayim Nahum hay hay paşam baş üstüne dedi. Fransa’ya, İngiltere’ye gitti. Amerikalılarla görüştü. Fransa Cumhurbaşkanı Clemanson. İngiltere Başbakanı Lloyd George. Bunlara geldi dedi ki buraya bakın. Benim Türk delegasyonu ile geldiğime bakmayın. Ben asıl size Siyonizm’in mürşidler heyetinin kararını tebliğe geldim diyor Hayim Nahum. Fransızlara, İngilizlere ve Amerikalılara. Öncelikle şunu ben size şunu bildireyim ki Lozan’ı kestiğiniz için ben size bayılıyorum. Çünkü neden kestiğinizi biliyorum. Size hayranım. 2 sebepten kestiniz. Diyorsunuz ki biz Büyük Cihan Harbini ne için yaptık, İsrail’i kurmak için. Harbin galibi miyiz, galibiyiz. Ne için ilk önce İsrail’i küçük kurup sonra büyütecekmişiz. Madem harbin galibiyiz öylese büyük kuracağız. Yani Sevr’i uygulayacağız. Lozan’ı kabul etmeyiz.

Birden bire Büyük İsrail’in kuruluşuna ben bayılırım tabi haham olarak. Hayranım. Tabi. İkinci olarak diyorsunuz ki Büyük İsrail için bağımsız bir Türkiye kabul etmeyiz. Buna da hayranım. Ama bunlar bizim mürşidler “İllumineyt” mürşidler meclisimizde görüştük. Ben onların kararını tebliğe geldim asıl. Biz stratejilerimizi değiştirdik. 100 seneden beri 19 tane Haçlı Seferi yaptık. Ben-i İsrail’i kurduk. Harple bu Türkleri yenemiyoruz.

Çakır: Hocam isterseniz burada mesajı aldık diyelim. Önümüzde bir seçim var. Partinin genel başkanlığını üstlendiniz. Bir takım görüşmeler yapıyorsunuz. Abdüllatif Şener ile görüştünüz başkalarıyla da görüştüğünüz söyleniyor. Saadet Partisi başka partilerle şu an partide şu an yer almayan ama dışarıda kalmış kişilerle başka birtakım çevrelerle birlikte mi seçime girecek yoksa kendi başınıza mı girmek istiyorsunuz.

Erbakan: Saadet Partisinin programı elbette seçine kendi başına seçime girmek kararındadır. Yani programındadır. Önümüzde 6 aylık vakit var. Biz Türkiye’nin aslıyız özüyüz. Bu seçime birtakım partiler giriyor gibi gözüküyorsa da aslında bu seçimde hadise şudur; Cumhuriyet halk partisi bu milletten yüzde 20’den 25’den fazla oy alamaz. Çünkü mazide yapmış olduklarında dolayı bir nevi mühürlüdür. Bunu bizzat Baykal söylemiştir. Demiştir ki siz benim işlimi kolay mı zannediyorsunuz yahu. Karadeniz’de 80 yaşında biri abdest aldıktan sonra su döken çocuğa sordu. Hangi partidensin diye? Çocuk Halk partisi deyince ooooo zaman aldığım bu abdest sayılmaz yeniden abdest almam lazım demiştir. Ben böyle bir partiyi iktidara getirmeye çalışıyorum siz ne zannediyorsunuz dedi. Çakır: Şimdi yüzde 25’i oraya verdik. MHP’nin belli bir oyu var…

Erbakan: MHP’nin belli bir oyu var ve bunun karşısında AKP ve Saadet Partisi var. Saadet Partisi milletin aslıdır. Bütün bunların anasıdır. Biz çünkü bütün tarihi temsil ediyoruz. Bunların hepsi bizden çıkmadır.

Şimdi Saadet Partisi’yle bu seçimde AKP yarışacak. Bu yarış esnasında halkımız aldatılıyor. Siyonizm şu propagandayı yapıyor. Daha bakın AKP’ye oy vermezsen yerine Cumhuriyet Halk Partisi gelir.

Çakır: Has Parti var... Halkın Sesi Partisi. Başında Numan Kurtulmuş’un olduğu...

Erbakan: Eeee... Ne olmuş?

Çakır: Rakibiniz değil mi?

Erbakan: Hiç alakamız bile yok. Üzerinde bile durmayız. Şimdi bu arada AKP ve Saadet Partisi. Deniyor ki. AKP gelmezse yerine Halk Partisi gelir. Onun için oyunuzu AKP’ye verin. Ve bu söylemiş olduğunuz oyunlar oynanıyor. Yani bütün basını Siyonizm satın almıştır.

Çakır: Bizi de aldınız mı?

Erbakan: Bütün bankaları… Sizleri şahsen tenzih ederim. Milli müesseseleri satın almıştır. Bundan başka toleransı arttırmıştır. Yani eskiden bizi kızıyordu, çatma diyordu. Şimdi çat diyor. Taktik değiştirdi. Halk oyunu buna versin diye.

Çakır: Danışıklı dövüş diyorsunuz yani...

Erbakan: Danışıklı dövüş, planlı hücum bu yapılan şeyler...

Cabas: Toparlayalım isterseniz.

Çakır: Tayyip Erdoğan ve diğer bakanlar sizin öğrenciniz olmuş. Ahmet Davutoğlu... Diyorsunuz ki bunlar kullanılıyor. Kullanıldıklarını bilmiyorlar mı?

Erbakan: Kullanıldıklarını bilmiyorlar tabi. Bunlar millete kötülük yapmazlar. Bunlar temiz çocuklardır. Fakat bilmeden kullanılıyorlar. Çünkü rejisör çok ustadır. Bunlar bilmeden bunu yapıyorlar. Önce bir defa size şunu söyleyeyim. Efendim ben başbakan olmak istiyorum diyebilirsiniz. İsteğin bir hududu yoktur. Fakat başbakan olabilmek için tarihin en büyük devletinin mirasçısı olan ülkeyi yönetebilmek için 7 tane Allah vergisi lazım.

Başbakan olabilmek için 7 tane Allah vergisi lazım. Bilgi birikimi ( tarih, inanç, millet ) Biz vaktiyle bir mektupla Almanları Fransızlardan koruduk. Meinnheim’da her sene anma merasim düzenleniyor. Ne merasimi biliyor musunuz?

Meinnheim’dakiler üzüm ekiyorlar. Tam olduğu zaman Fransızlar gelip yiyiyor. Meinnheimlar aç kalıyor. 3 sene 5 sene böyle geçiyor. Bunun çaresine olacak? Dünya efendisi Osmanlı. Ona müracaat edip bizi kurtar diyorlar. Asker gönder diyorlar. Bizdeki mektupta padişah cevap veriyor. Başbakanlık arşivinden aldık. Mektupta diyor ki; Bu istediğiniz basit iş için Osmanlı askeri göndermeme ihtiyaç yok. Size birkaç çuval Osmanlı asker elbisesi göndereyim. Siz adamlarınıza giydirin, kâfidir. Giydiriyorlar. Fransızlar gelip bakıyor. Osmanlı gelmiş. Osmanlıyla harp edilmez ve 20 mil mesafe kaçıyorlar.

Biz böyle bir millet iken şimdi gidip de 15 sene müzakere yapalım, bizi boynumuzda iple Avrupa kapısına bağlayın demek bilgisizliktir, şuursuzluktur. Bilgi ister, tecrübe ister. Kıbrıs ne hale geldi? Kürt meselesi ne oldu? Bir tane hallettikleri iş var mı? Tecrübe başka şeydir. Üçüncüsü hidayet.

Hayır, nerdedir, şer nerdedir bilmesi lazım. Biz Avrupa Birliği’ne gireceğiz diyor. Avrupa Birliği’nden hayır gelmez. Orası bir Hıristiyan birliğidir. Hiç mübarek İslam birliği bırakılıp da Hıristiyan birliğine gidilir mi? Biz onlar biliriz. Ne ailesi kalmış, ne ekonomi kalmış. Bunun peşinden koşuyorlar. Bu hidayetsizliktir. Feraset, dirayet, şuur ve vizyon Allah vergisidir. Bunlar bakımından noksanlıkları var. Biz de 54. Hükümette bakandık. O hükümette bizim de emeğimiz var demeye kalkmayın sakın. Çünkü siz bakandınız. Bakar ama görmezdiniz. Ben sizi bilirim. Bu iş zorlamayla olmaz.

80 senede bu milletin gelmiş olan 80 kadar hükümeti 80 milyar dolar dış borç yapmıştır. Bunlar 8 senede 580 milyara çıkarttılar. Ben keramet göstermişim. Uyarmıştım Eğer borç yoluna saparsanız 8 senede 500 milyar dolar borçlu çıkarsınız. Altından kalkamazsınız demiştim. O yola saptılar altından kalkamayacak hale geldiler. Şimdi bütçenin yarısı faize gidiyor.

Cabas: Efendim, bir yerde nokta koymamız gerekiyor. Uygun görürseniz burada noktalayalım.

Erbakan: "AKP bende maneviyata hizmet ediyorum" gibi görünerek Siyonizm’in planıyla oy alma gayreti içerisinde fakat milletimiz görecektir ki AKP içi saman dolu bir kuştur. Saadet Partisi ise bu kuşun canlısıdır.
http://erbakanvideolari.com/rusen-cakir-ben-25-yildir-ekmegimi-sizden-kazanan-biriyim-rusen-cakir-ben-25-yildir-ekmegimi-sizden-kazanan-biriyim-erbakan
http://erbakanvideolari.com/turkiye-dunya-nin-en-muhim-yeridir-bu-en-muhim-yer-bosluk-kabul-etmez-eger-turkiye-zayif-olursa-allah-gostermesin-burayi-isgal-ederler
Reklamlar
http://erbakanvideolari.com/erbakan-hocamizin-tarihi-mescid-i-aksa-yemini

Devamını oku

31 Aralık 2017
Siyaset beni ilgilendirmiyor demek, Kur’an’ın yarısı beni ilgilendirmiyor demektir. Çünkü cihat; Kur’an-ı Kerim’de en fazla sayıda ayetle emredilen bir ibadettir. Bu sebeple biz siyaset yapmıyoruz, ci
Siyaset beni ilgilendirmiyor demek, Kur’an’ın yarısı beni ilgilendirmiyor demektir. Çünkü cihat; Kur’an-ı Kerim’de en fazla sayıda ayetle emredilen bir ibadettir. Bu sebeple biz siyaset yapmıyoruz, cihat ediyoruz. Cihat etmeyen insan, dünya imtihanını kazanamaz.
Devamını Oku
http://erbakanvideolari.com/devamini-oku-1385/1
Reklamlar
Paylaş KAPAT
x
x

Arama Yapın